GDO Genetik Terör

Dünyayı ve gelecek nesilleri bekleyen büyük tehlike: GDO…
Farklı türdeki canlıların genetiğiyle oynanarak elde edilen melez türler…
Kullandığımız deterjanda, sıktığımız parfümde geleceğimizi yok edebilecek bir tehlikeyi soluyoruz. Bir diğer tehlike ise hibrit, hemen hemen bütün yiyeceklerimize sızmış durumda.

Gıdaların, daha doğrusu canlıların genetik yapısının değiştirilmesinin hikâyesi 1940’lara dayanır. Daha da öncesi vardır. Papaz Mendel’in çalışmalarına dayanır temeli. Ancak bunun uygulamaya geçmesi ve ticarileşmesinin ilk evreleri 1940’lardır. 1940’larda ilk olarak buğdaylar üzerinde denemeler yapılmış ve ticarileştirilmiş, bugün bu yüzden tabi yapısıyla oynanmamış buğday bulmak kolay değil. Tabii müteakiben hayvanlarda da denemeler yapılmıştır. Mantar, bakteri, bitki, hayvan hepsinde, genetiği değiştirilmiş organizmalar, enzimler kullanılıyor.

Hangi ürünlerde GDO kullanılıyor?

Bir ürün grubu söylemek çok güç. Çünkü genetiği değiştirilmiş bir ürünün başka bir ürünle karıştırılmış olması bunu etkiliyor. Mesela diyelim ki eğer pamuk yahut mısır genetiği değiştirilmiş bir ürün olarak başka ürünlere karıştırılırsa, o zaman dolayısıyla hepsi genetiği değiştirilmiş içeriğe haiz oluyor.

“GDO’SUZ DETERJAN BULMAK İMKÂNSIZ”

GDO dünyada yaygın olarak balıklarda ve tavuklarda kullanılıyor. Bitkilerde ise; domateste, salatalıkta, pirinçte, buğdayda, mısırda, soyada, pamukta, patlıcanda… Büyük bir zinciri var. Bunun yanı sıra enzimler çok yoğun ve yaygın. Piyasadaki deterjanların tamamı, istisnasız tamamı bu enzimleri taşır. GDO’suz bir deterjan bulmak neredeyse imkânsızdır.

“GDO’YU YALNIZCA BAKARAK ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL”

İnsanlar GDO’lu gıdaları nasıl tanıyabilir?

Bunları bakarak anlamak mümkün değil. Burada başka bir hileye müracaat ediliyor, ondan söz etmek lazım. Melezleme ya da hibritleştirme denilen bir kavram var. Bu genetiğe müdahale değilmiş gibi lanse edilir. Oysa bir canlının tabi yapısına dışarıdan yapılan her müdahalenin sonucu hemen hemen aynıdır. İster hibritleştirme yani melezleme yöntemiyle isterse de GDO diye tanımlanan diğer yöntemle yapılmış olsun… Yöntemler farklı olmakla birlikte sonuçları aşağı yukarı aynıdır.

Bu ürünler kısırlaştırılmıştır, birinci ekimin dışında verim vermezler, tohum vermezler. Aynı zamanda besin değerleri de düşüktür. Var olduğu iddia edilen besinlerin çoğu yok olmuştur ürünlerin içinde. Bununla ilgili dünyada pek çok laboratuar çalışması yapılmıştır. Çalışmaya göre; genetik yapısıyla oynanmamış, hibritleştirilmemiş ya da müdahalelere maruz kalmamış ürünlerde 100 birim A, B, C, D besinleri varsa, hibrit ya da GDO’da bu birimler 10-20’lere kadar düşüyor. Genetiğiyle oynanmış ürünler belki hacimsel olarak daha gösterişliler ama besin değerleri konusunda 5-6 kat daha düşükler. Mesela 100 gram ıspanaktan alabileceğimiz besini GDO’lu ürünlerde ancak 1 kg ıspanak yiyerek alabiliyoruz.

Bir ürünün hibrit olup olmadığını nasıl anlarız?

Eğer ürünün geleneksel olduğuna dair belgelendirici bir unsur yoksa bu ürünün hibrit olma ihtimali çok yüksektir. Mesela domatesten örnek verelim. Domates, kendi bahçenizde dahi yetiştirseniz eğer fidesini pazardan alıyorsanız hibrittir. Çünkü domates tohumlarının tamamı hibrittir.

Domates, patlıcan fidesini ya da salatalık tohumunu gittiniz pazardan satın aldınız. Bunu kendi bahçenizde ektiniz ve yetiştirdiniz, ilaç da kullanmadınız. İlaç kullanmama açısından problemsizdir ama tohum itibariyle pazarda satılan domatesten farklı değildir bu. Eğer domatesiniz nesilden nesile korunmuş, geleneksel domates ise ve bunu bahçenizde yetiştirmişseniz sorun yok. Ama fidesini pazardan satın aldıysanız bu hibrit domatestir.

Şu anda Türkiye’de GDO’lu tohumun ekimine izin vermediklerini söyleyebilirler. Bu prensipte doğrudur ancak hibriti GDO olarak, yani genetiğe müdahale olarak kabul etmediğinizde doğrudur. Genetiğe müdahale olarak kabul ettiğiniz andan itibaren doğru olmaktan çıkar.

“GELENEKSEL TOHUMLARDAN BAŞKA SEÇENEK YOK”

İnsanlar sizin söylediklerinizden korkup GDO’lu gıdalardan uzak durmak için kendileri besin yetiştirmek isteyebilir. Ama bu sefer GDO’lu tohum çıkıyor karşımıza… Sağlıklı tohumları nasıl bulabiliriz?

Tohumu ikiye ayırmamız gerekiyor. Bir geleneksel tohumlar, bir de geleneksel olmayan ticari tohumlar. Eğer tohum hibrit ise bu zaten ticari tohumdur ve bunun genetik yapısı problemlidir. Biz geçmiş nesillerden kalan tohumları kullanabiliriz, ya da bunu hâlen kendi bahçesinde ekip biçenlerden alarak koruyabiliriz. Bunun başka bir seçeneği yok. Başka ülkelerden de getirilebilir. Kendi ülkemizdeki farklı coğrafyalardan, yörelerden de elde edilebilir.

Hibritle GDO’nun temel benzerlikleri ve temel farklılıkları nedir?

Hibritte türler arasında çaprazlama, melezleme yöntemiyle yeni bir ürün ortaya çıkarılıyor. Mesela bir buğdayınız var bunu bir arpayla, çavdarla, yulafla; yani aynı familyadan ama farklı türlerle çaprazlarsanız yeni bir hibrit türü elde edersiniz. Dolayısıyla yediğimiz şey şekil olarak buğday olabilir ama içerisinde arpa, çavdar, yulaf genleri de taşır. Eğer bir buğday hibritleştirilmişse mutlaka başka türleri de taşır içerisinde. Ne fark eder, hepsi aynı familyadan diyemezsiniz, çünkü birçok bitki aynı familyadır ama aynı şey değildir.

GDO’da ise çaprazlama aynı türden değil, başka türdeki canlılardan yapılır. Mesela diyelim ki buğdayı GDO’lu yapacaksak buna balık da ekleyebiliriz akrep de ekleyebiliriz, karpuz da, nohut da. Tür dışı işlem yapılıyorsa o zaman GDO’dur. Sonuç itibariyle hibrit de GDO da canlıya müdahaledir.

GEN DEĞİŞTİRMENİN TEHLİKESİ

Nasıl bir tehlike çıkıyor ortaya?

Çaprazladığınız zaman bu ürünlerin kromozomları bozuluyor. Mesela siyez bulgurunun kromozomu 16’dır. Fakat bugünkü buğdayların 49 kromozomu var. Örneğin biz bir insanın 46 kromozomunu 47’ye çıkarsak ya da 45’e düşürsek kanser olur. Aynı şey bitki için de geçerli. Bir ürünün kromozom sayısını arttırdığınız ya da azalttığınız zaman tıpkı insanda olduğu gibi felakete yol açar. Bununla ilgili yapılmış sayısız bilimsel çalışma var ve bu artık tartışılır bir şey değil.

Hibrit tüm zararlarına rağmen neden teşvik ediliyor?

Ya cehaletten ya da kötü niyetten. Küresel endüstriyel yapı bunu,”modern bilim” diyerek sunuyor. Bu “kapitalist bilim” ticari firmaların kontrolü ve tahakkümü altında olduğu için onlar bir şeye “iyi” diyorsa “iyi” kabul ediliyor..

“KURŞUNLU BENZİN ZARARLIDIR” DİYEN ADAMLARI ÖLDÜRDÜLER

Örnek vermek gerekirse, “Kurşunlu benzin iyidir” diye yıllarca dünyaya satıldı, sadece Amerika’da binlerce insan bundan zarar gördü. Hala dünyanın pek çok yerinde kurşunlu benzin satılmaya devam ediyor ve pek çok insan akciğer kanserine yakalanıyor. Bundan 50-60 yıl önce “Kurşunlu benzin zararlıdır” diyen adamları öldürdüler, yok ettiler, üniversitelerden attılar. Niye? Çünkü çok kâr elde ediyorlardı bu işten.

Siz de GDO ve hibritin zararlı olduğunu söylüyorsunuz büyük şirketler bundan büyük kâr elde etmesine rağmen. Korkmuyor musunuz?

Hayır, korkacak bir durum yok. Bunları söyleyen sadece ben değilim. Sayısız insan bunlara itiraz ediyor.

“76 MİLYONDAN 2 MİLYONU KANSER OLSA NE OLUR”

“Bu ülkede 76 milyon insan yaşıyor, 2 milyonu kanser olsa ne olur” diyebilir miyiz? Böyle bir şey diyemeyiz. Ama deniliyor. Sözlü olarak değil ama uygulamalı olarak deniliyor. Bugün ilaçların en az yüzde doksanı GDO’ludur.

“DEVLET POLİTİKASI OLMASI GEREKİR”

Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda yapabileceği bir şeyler yok mu?

Bu bir milli güvenlik sorunudur, devletin bütün mekanizmasını ilgilendirir. Ne sağlık, ne tarım, ne çevre ne de başka bir bakanlığa bırakılamayacak kadar ciddi bir iştir bu. Herhangi bir bürokratın insafına terk edilemeyecek kadar önemli bir mesele. Bu yüzden herhangi bir bakanlıktan ziyade bunun bir devlet politikası olması gerekir.

EN BÜYÜK SORUN: KISIRLIK

GDO’lu ürünlerin uzun vadede insan sağlığına zararları nedir?

Sadece insanlar değil, bütün canlılar yiyip içtikleri, beslendikleri şeylerle şekil alırlar. Eğer beslendikleri şey nitelikli ve sağlıklıysa, kendi yaratılışlarına uygunsa onlar da sağlıklı, sıhhatli olurlar, eğer besinlerde problem varsa, o besini tüketenler de problem yaşar. Kromozomlarınız, genleriniz, hücreleriniz bozuluyorsa birinci nesilde çok sorun gözükmeyebilir ama sonraki ve bir sonraki nesillerde en temel ve en belirleyici sorun kısırlık yaşanmasıdır.

kaynak : Kemal Özer
Saygılarımızla

Bir Cevap Yazın

Pin It on Pinterest

%d blogcu bunu beğendi: